Türetici Olmak

Fri 23 February 2018

Bu yazıda, dönüşümün tek yolunun, bireylerin, tercihlerinin sorumluluğunu almaları olduğunu savunacağım. Kollektif dönüşüm konusunu tartışmayacağım, o konudaki fikrim, bireylerin sorumluluk alma imkanlarını ve bilinçlerini genişlettiği ölçüde faydalı, aksi durumda zararlı olduğudur.

temel kaynaklarım, buğday derneği'nin yayınladığı türetici olmak kitabı ve hatırladığım kadarıyla Ursula'nın Mülksüzler'i.

İnsanlarla biraradayken, çoğu zaman karşılıklı hiçbir empatinin oluşamayacağı bir yabancılaşma durumunda kalırım, yaşam tarzlarımız birbirine çok uzaktır. Ben vakit arttırabildiğim zamanlarda türetici olmaya çalışıyorum. Hayatımda bulduğum en değerli anlam; doğaya en az zararla varolabilmek, ayrıca katkıda bulunabilmek. Bu çaba içerisindeyken, giderek eskisinden daha fazla sorumluluk alabiliyorum.

Şimdi bu yazıyı yazmama sebep olan konuya geliyorum; ofiste anlaşabildiğim bir arkadaşım var, onunla hayata dair bir şeyler konuşabiliyorum, açıkçası kendisini hoş sohbet buluyor ve paylaşımlarımı arttırmaya çabalıyordum, ta ki üçüncü bir kişinin de bulunduğu bir yemek sofrasında yaptığımız bir tartışmaya kadar.

Karakter olarak mükemmeliyetçi ve pasif biri olduğunu biliyordum, fakat daha önce fikirlerimizi birbirimize karşı, uç noktalara kadar götürerek tartışmamıştık, önce fikri düzeydeki durumu kendi cephemden savunmak istiyorum,

Türeticilik bir evrim yolculuğudur, her seferinde biraz daha fazlasını türetebileceğini, başka neler türetebileceğini düşündürür insana. Türeticiliğin asıl kazanımı tüketimi azaltmasından veya alternatif tüketim mecralarına yöneltmesinden kaynaklanan ekonomik etki değildir. Kişinin yaptığı her alışverişin bir tercih ve iki tarafı da onurlandırma işlevi taşıdığını farketmesini, mecbur kaldığı tüketim durumlarını reddetmesini ve yaratıcı yollar bulmaya çalışmasını sağlamasıdır.

fikirlerin duygulardan bağımsız olmadığını düşünüyorum, kendisine ayrıca kırıldım, benim gibi, fikirlerinin yaşam tarzıyla uyumlu olması için çabalayan birisini, basitçe eleştirmek, çabalarını sığ ve faydasız bulmak, hem de başka birisi varken böyle yıkıcı bir şekilde ifade etmesi bende ciddi bir tepki doğurdu, kendisine kırılmak dışında kızdım da. Aradan 3-4 gün geçti, kedime de bir sebepten kızdım, sonra kendi kendime şöyle dedim; "kızsam ne olacak, anlayacak mı ki..." Bu cümleyle kızgınlığım yatıştı. Sonra bunu yaşadığımız tartışmaya da uyarladım.

Yakın biriyle bu kadar uzak düşmem bende fikirlerimi daha iyi savunmam ve fikirlerimle onlardan tepki görsem de, kızmamam gerektiğini öğretti. Bence türeticilik ve bireyin kendi sorumluluğunu alması, deneyimle gelişen bilinçlenme meselesi. Önceleri yapması zor veya çok uzak gelen şeyleri zamanla, denemeler yaparak uygulanabilir hale sokuyor insan. İnsanları eleştirmektense, bu deneyimleri edinmelerini sağlayacak imkanları onlara hatırlatmak, bunun için de sakin olmam ve bana yapacakları eleştirilere bağışık olmak gerekiyor.